Diyabetin Risk Faktörleri
Tem 13, 2010 Genel sağlık
Diyabetin belirtileri çok çeşitli ve anlaşılması zor olduğu için, bu hastalığa yakalanma riskleri yüksek olan bireyleri tespit etmek oldukça önemlidir. Aşırı kilolu bireyler büyük çoğunlukla tip 2 diyabet riski taşımaktadırlar. Gerçekte de, bu hastalığa yakalanan bireylerin %60-90’ı aşırı kilolu bireylerdir. Kalıtım da bir başka risk faktörüdür. Tip 1 diyabette genellikle genetik hassasiyet hem anne, hem de babadan kalıtım yoluyla alınmaktadır. Bunun yanında soğuk havaya uzun süre maruz kalmak, virüsler, erken yaşta yapılan diyet de tip 1 diyabetin oluşmasına neden olabilir.
Tags: Diabet, diyabette risk, kimlerde diyabet olur
Yara İyileşmesini Etkileyen Fizyolojik Faktörler
Tem 12, 2010 Deri Hastalıkları, Genel sağlık
Bir vucudun özellikleri yaraların iyileşmesini olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir.
Yara dudaklarının bir araya getirilmesi için aşırı kuvvet sarf ediliyorsa yara geriliminden bahsedilir. Cildin hareketli olduğu bölgelerdeki yaralar ve ciltte doku kaybının yoğun olduğu yaralarda buna eğilim özellikle fazladır. Bu mekanik gerilme ile dokuda kan akımı duracak, sıkı dikişlerden dolayı doku dış kısmından yırtılacak ve derin bölgelerde ölü doku alanları artacaktır. Hareketli bölgelerde yara alanı koruma ile sabitleştirilerek hareketliliği engellenebilir.
Tags: yara iyileşmesi, Yara İyileşmesini Etkileyen Fizyolojik Faktörler, yaralar neden iyileşmez
Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedir?
Tem 9, 2010 İnsan Psikolojisi
Obsesif Kompulsif Bozukluk obsesyon ve kompulsiyonları içeren bir kaygı bozukluğudur. Zihinde tekrarlayan düşünce, dürtü veya imgeler obsesyon, obsesyonlar sonucu oluşan motor davranışlar ise kompulsiyon olarak nitelendirilmektedir.
Obsesyonlar istenmeyen, rahatsız edici, gerçek olmayan düşünce, duygu ve imgelerdir. Klinik anlamdaki obsesyon, herhangi birinin sevdiği birini ya da hayallerini tekrar tekrar düşünmesinden farklıdır. Obsesyonlar zihne zorla girer, kaygı uyandırır ve genellikle korkutucu imgeleri ya da agresif dürtüleri içerirler. En çok görülen obsesyon türleri mikrop ya da hastalık kapma korkusu, vücut salgılarından iğrenme, bir işi tam yapamamış olma düşüncesi, bir suç işleme ya da birine zarar verme korkusu, küfür etme ya da uygunsuz bir söz söyleme korkusu, dine uymayan ya da cinsel içerikli düşüncelerden korkmayı içerir.
Tags: el yıkama, kapı kontrol etme, kompulsiyon, Obsesif Kompulsif, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedir, obsesyon, takıntı
Otizm Nedir?
Haz 25, 2010 Genel sağlık
Otizm ilk 3 yaşta ortaya çıkan ve hayat boyu devam eden, kişinin iletişim, sosyallik, dil kullanımı ve diğer pek ok alanda hayatını etkileyen bir gelişim sorunudur. Otizmin boyutları ve şiddeti kişiler arasında değişmektedir. Sosyal gelişim geriliği olan otizmli bireyler, normal akranlarıyla sosyal ilişki kurmakta güçlük çekerler. Duyguları anlamakta ve ifade etmekte zorluk yaşarlar. Diğer insanlarla göz kontağı kurmaktan kaçınır, iletişime cevap vermezler. Kucaklanmaya ve göz kontağı kurmaya karşı tepkisizdirler ve bazen bunlara olumsuz tepkiler gösterebilirler.
Tags: otistiklerin özellikleri, otizm, otizm nedir, otizmin özellikleri
DEPRESYON
Haz 24, 2010 İnsan Psikolojisi
Depresyon sık görülen, tekrarlayıcı, tedaviye iyi yanıt veren, tedavi edilmediğinde ise kronikleşme ihtimali yüksek, intihar gibi ağır sonuçları olabilen bir duygudurum bozukluğudur.
Depresyonun semptomlarını, duygudurumda elem-keder yönünde artış, düşünce içeriğinde değersizlik ve yetersizlik, düşünce akışında yavaşlama, psikomotor alanda bastırma veya nadiren duygu sömürüsü, uyku düzeninde ve iştahta değişiklikler, cinsel alanda aktivite azalması veya sorunları oluşturmaktadır.
Tags: depresyon, depresyon kimlerde olur, depresyon nedir, depresyonun belirtileri
İlaç Aşırı Kullanımına Bağlı Başağrısı
Haz 22, 2010 Genel sağlık
Sık baÅŸaÄŸrılı hastalar genelde aÄŸrı kesici türü ilaçları aşırı kullanmaktadırlar. Primer baÅŸaÄŸrılarında akut tedavi amaçlı olarak ilaçların aşırı kullanımı “ilaç kötü kullanım” baÅŸaÄŸrısına yol açar. Hastalarda ilaç aşırı kullanımı kronik aÄŸrıya hem bir yanıt olabileceÄŸi gibi hem de kronik aÄŸrıya neden olabilir. Ek olarak ilaç aşırı kullanımı baÅŸaÄŸrılarını önleyici tedaviye daha dirençli hale getirmektedir.
Tags: başağrısı, ilaç aşırı kullanımı, ilaç kaynaklı başağrısı, ilaç kullanımı, migren
Anne Sütünün Psikolojik Yararları
Haz 21, 2010 Çocuk sağlığı, İnsan Psikolojisi

Kadınlar; bebeğin doğumuyla beraber anne rolünü de edinmiş olurlar. Bu nedenle, annelerin bebek doğduğunda birden çok rol beklentisine göre davranış göstermeleri ve bir çok ilişki türüne cevap vermeye hazır olmaları gerekmektedir.
Emzirme, bebeğin ruhsal gelişimi için son derece önemlidir. Emzirme, anne bebek arasındaki sevgi bağını ve iletişimi güçlendirir. Bununla birlike emzirme, kadının annelik güdüsünün gelişmesine de yardımcı olur. Bebeğe dokunmak anneyi rahatlatır, gevşetir, bebeği ile yakınlaşmasını sağlar ve bebeğine bakarken kendine güveni gelişir. Bebeğin beslenme ihtiyacını ve rahatını sağlayan anne başarı duygusu yaşar.
Tags: anne, anne sütü, anne ve bebek, emziren kadın psikolojisi, emzirmenin önemi
DOĞUMA YÖNELİK KORKULARIN AZALTILMASI
Haz 19, 2010 Kadın Sağlığı, İnsan Psikolojisi
Doğum korkusu özellikle hiç doğum yapmamış kadınlarda görülen ve gebeliğin devamını olumsuz yönde etkileyen duygusal bir problemdir. Doğum korkusunda tedavinin amacı gebelik boyunca gerginlik ve endişenin azaltılması, anne-babalığa geçişi destekleme, doğum öncesi dönemde annenin sağlığını korumaktır. Ciddi doğum korkusunun tedavisinde psikoterapi kullanılabilir.
Doğuma yönelik korkuların azalmasında gebelik ve doğuma ilişkin bilgi verilmesi ve doğum ağrısıyla baş etmede gevşeme tekniklerinin öğretilmesi bakımından doğum öncesi hazırlık sınıfları çok önemlidir. Korkuların azalmasında, kadınların aile üyeleri veya sağlık personeliyle korkularını paylaşmalarımn etkili olduğunu saptamıştır.
Tags: doÄŸum, doÄŸum korkusu, doÄŸum korkusu tedavisi, doÄŸum korkusundan kurtulma