Kansere Bağlı Yorgunluk Nedir?
Tem 2, 2010 Genel
Kanser tedavisinin en yaygın ve yıkıcı yan etkilerinden biri yorgunluktur. Yorgunluğun birçok tanımı yapılmıştır . Kansere bağlı yorgunluk Hastalık süresince direkt veya indirekt meydana gelen uzun süreli stres nedeniyle genel halsizlik, bitkinlik ve enerji eksikliği gibi nesnel duygularla karakterize bir durum olarak tanımlanmaktadır. Fiziksel, bilişsel ve duygusal fonksiyonları etkileyebilen çok boyutlu, kişisel bir olay olduğu görülmektedir.
Kansere bağlı yorgunluk her zaman yapılan işlevleri engelleyen kanser veya kanser tedavisi ile ilişkili olan yaygın, sürekli yorgunluk hissidir. Bu yorgunluk genellikle geçici olan ve dinlenmekle hafifleyen her gün yaşanan yorgunluktan farklıdır.
Tags: kanser, kanserde aşırı yorulma, kansere bağlı yorgunluk
Diabet
Tem 1, 2010 Genel
Åžeker hastalığına tıp dilinde Diabetes Mellitus olarak adlandırılmaktadır. Havuz anlamındaki diabetes ve tatlı, bal anlamı taşıyan mellitus kelimelerinin birleÅŸimi ile oluÅŸmuÅŸtur. Hastalık ilk defa Kapadokyalı hekim Aretheaus tarafından adlandırılmıştır. Diyabetiklerde kangreni ilk defa tanımlayan ise İbni Sina’dır. 1679’da diabetiklerin idrarında, 1779’da kanında ÅŸeker olduÄŸu tespit eidlmiÅŸtir. Paul Langerhans 1890 yılında diyabet hastalığının pankreasta bulunan beta hücrelerinin hasar görmesi ile oluÅŸtuÄŸunu ispat etmiÅŸtir. Binlerce yıl ölümcül bir sorun olan hastalık insülin kullanımının baÅŸlaması ile sadece kronik bir hale gelmiÅŸtir. hastalık haline dönüşmüştür.
Diyabet, psikiyatrik ve psikososyal yönleri de olan bir hastalıktır. Hastalık fiziksel sorunlarının yanı sıra; ruhsal, duygusal, psikoseksüel, eş/partner ilişkilerinde bir dizi sorun ve çatışmaları gündeme getirmektedir. Kan şekeri ve düzensizlikleri beyni ve ruhsal işlevleri etkileyebilir, aksine ruhsal ve duygusal durum da kan şekerini etkileyebilmektedir.
Kronik Yaralar
Haz 29, 2010 Genel
Vücudun dış veya iç yüzünde ya da herhangi bir organ veya dokuda travma yada ameliyat neticesi veya diğer birçok sebeplerden meydana gelen kesik, parçalanma, doku harabiyeti gibi doku kusurlarına, yani devamlılığın bozulmasına ve normal iyileşme süresinde iyileşememesine kronik yara denir. Normal iyileşme süreci ortalama 3 hafta olmakla birlikte kronik yara deyimi uygun tedaviye rağmen 4-8 hafta içinde iyileşemeyen yaralar için kullanılmaktadır.
Kronik yaraların sınıflandırılması, hastalığın seyrinin izlenmesi ve tedavinin yönlendirilmesi açısından önemlidir. Herhangi bir klinik belirti veya şikayetin altında yatan nedenin belirlenmesi, eğer bu neden kontrol edilebiliyorsa çok önemlidir. Tedavi yaklaşımı, yara oluşumunun nedenine yönelik olmalıdır.
Tags: kronik yara, kronik yara nedenleri, kronik yara nedir, kronik yaralların sınıflandırılması, yara, yaraların tedavisi
Diyabetin Belirtileri ve TeÅŸhisi
Haz 16, 2010 Genel
Diyabetin teşhisi için en az sekiz saatlik açlık sonrası kan şekerine bakılır. Açlık kan şekeri 126 mg/dl ve üzerinde ise diyabet hastalığının varlığından söz edilir. Teşhisin kesinleşmesi için birkaç gün sonra tekrar açlık kan şekerine bakılır ve yine 126 mg/dl’den fazla ise artık kesin diyabet hastalığı teşhisi koyulmaktadır. Açlık kan şekeri 100 ile 126 mg/dl arasında çıkan kişilere şeker yükleme testi yapılır. 75 gram şeker eklenmiş suyun içirildiği ve öncesinde en az 10 saat aç kalan kişinin testinde 200 miligram şeker çıkması halinde şeker hastalığı kesinleşmiş demektir. Testte 140-199 miligram arası değer tespit edilmişse burada gizli şeker hastalığından söz edilir.
Tags: açlık kan şekeri, diyabet, diyabetin belirtileri, gizli şeker, şeker hastalığı, şeker hastalığının belirtileri, şeker teşhisi
Akdeniz Ateşi Hastalığının Belirtileri
Haz 9, 2010 Genel
Akdeniz ateşi hastalığı genellikle ilk 10 yaşta ve nadiren ilk 20 yaş içinde başlar. Çok düşük olmakla birlikte 40 yaşından sonra tespit edilen birkaç vaka vardır. Ortalama başlama yaşı 4-5 olan akdeniz ateşi hastalığı kadın ve erkeklerde hemen hemen eşit oranlarda görülür.
Hastalarda tipik olarak tekrarlayan ateş ve seröz doku iltihabı atakları olmaktadır. Atakların zamanları, yüksekliği kişisel olarak değişebilir, aynı kişide de farklılık gösterebilir. Bu ataklar birdenbire başlar ve 12 saatle 3 gün arasındaki sürelerde devam eder. İlk gün en şiddetli olduğu zamandır. Ataklar bir haftadan bir seneye kadar değişen aralıklarla tekrarlayabilir. Ataklar arasında hastada herhangi bir şikayet olmaz. Takvim yaşı ilerledikçe atakların sıklığı azalır.
Tags: ailesel akdeniz ateÅŸi, akdeniz ateÅŸi, akdeniz ateÅŸi belirtileri, fmf, fmf belirtileri, talasemi, talasemi belirtileri
Çocuklarda Kemoterapinin Beslenme Üzerindeki Yan Etkileri
May 13, 2010 Genel, Sağlıklı Beslenme, Sindirim sistemi ve rahatsızlıkları, Tedaviler, Çocuk sağlığı
Kemoterapi ilaçları genellikle tüm çocukluk dönemi kanserlerinde kullanılmaktadır. Kanserli hücreleri hedefleyen bu ilaçlar, tedavi için vücutta salınırken, diğer sağlıklı hücrerlerde de bir takım yan etkilere neden olur. Mide bulantısı, kusma, ishal, iştahsızlık ve yemek yiyememe en çok görülen yan etkilerdendir. Bu tür etkilere karşın asıl faydası nedeni ile ilaçların kullanımı sıktır. Kemoterapi ilaçları böbrek, sindirim sistemi ve beslenme, besinlerin öğütülmesi gibi noktalarda güçlüklere yol açabilir.
Tags: kemoterapi, kemoterapinin beslenmeye etkileri, kemoterapinin yan etkileri
Organ ve Doku Nakli
Mar 26, 2010 Genel
Organ ve doku nakli kavramı transplantasyon olarakta bilinen bir kavram olup; en genel anlamda doku ya da organların aktarılması işlemi olarak tanımlanabilir.
Transplantasyon; işlevsel veya anatomik bir eksikliğin yerine konması amacıyla bir bireyden alınan hücre, doku ve organların başka bir bireye aktarılmasıdır. Alınan doku ya da organ aynı organizmaya ya da aynı kişiye aktarılabildiği gibi aynı türden başka bir organizmaya ya da kişiye de nakledilebilir. Bu aktarım işlemi farklı türden canlılar arasında da gerçekleştirilebilir.
Tags: doku nakli, donor, greft, organ nakli, transplantasyon, transplantasyon çeşitleri, verici
GENÇLİK DÖNEMİ
Mar 25, 2010 Genel
Ergenlik dönemi bireyin çocukluktan yetişkinliğe geçtiği devredir. İnsan büyüme ve gelişmesinin en dinamik olduğu dönemlerden biridir. Ergen, genç, genç toplum terimleri sıklıkla birbirinin yerine kullanılmakta ve bazı karışıklıklara neden olmaktadır. Aslında her bir terim belirli yaş gruplarını kapsamaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 10-19 yaşlar arasına ergenlik, 15-24 yaş arasına genç, 10-24 yaş arası topluma ise gençlik terimi uygun bulunmuştur.
Gençlik çocukluk ve yetişkinlik arasında bulunan gelişim, ruhsal olgunluğa ve hayata hazırlanma devresidir. Ergenlik döneminde başlayan süratli olgunlaşma ve gelişme, gençlik döneminin bitişinde fiziki, ruhi ve seksüel olgunlaşma ile neticelenir. 12 ve 15 yaşları arası gene olarak ilk gençlik, 15 ve 21 yaşları arası gerçek gençlik dönemi olarakta tanımlanır. 21 yaşından 25 yaşına kadar olan süreye ise uzatılmış gençlik adı verilir. Birleşmiş Milletlerin tanımına göre genç insan 15-25 yaşlarında, eğitimine devam eden, herhangi bir işte çalışıp hayatını kendi idame ettirmeyen ve kendine ait bir evi olmayan kişidir. Bu tanıma göre genç, cinsel olgunlaşmasını tamamlamış, ancak bağımsızlığını kazanıp erişkinler arasına katılmamış kişidir. UNESCO ise yaptığı tanımlamada cesaretin ağır bastığı, çekingenliğin atıldığı, macera yaşama isteği içinde bir döneme işaret etmektedir.
Tags: delikanlılık, gençlerin ortak özellikleri, gençlik, gençlik dönemi, uzatılmış gençlik