Yara İyileşmesini Etkileyen Fizyolojik Faktörler

Bir vucudun özellikleri yaraların iyileşmesini olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir.

Yara dudaklarının bir araya getirilmesi için aşırı kuvvet sarf ediliyorsa yara geriliminden bahsedilir. Cildin hareketli olduğu bölgelerdeki yaralar ve ciltte doku kaybının yoğun olduğu yaralarda buna eğilim özellikle fazladır. Bu mekanik gerilme ile dokuda kan akımı duracak, sıkı dikişlerden dolayı doku dış kısmından yırtılacak ve derin bölgelerde ölü doku alanları artacaktır. Hareketli bölgelerde yara alanı koruma ile sabitleştirilerek hareketliliği engellenebilir.

Devamı »

Bası (Yatak) Yaraları

Bası yarası yatak yarası ve dekübit ülseri, özellikle kemik çıkıntılar üzerindeki basınç nedeni ile iskemik doku kaybını tanımlamak için kullanılan terimlerdir.

Bası yarası oranlarının saptanması ülkeden ülkeye, hastaneden hastaneye farklılıklar göstermekle birlikte genel olarak görülme sıklığı toplumun yüzde beşini kapsamaktadır. Bası yarası gelişen hastaların büyük çoğunluğu hastanelerde olmakta, fiziksel engeli bulunan kişilerin yüzde onunda, tekerlekli sandalyeye bağımlı kişilerin yarısında bası yaraları gelişmektedir.

Bası yarası oluşumunu en çok etkileyen faktör basınçtır. Basınç bu yaraların oluşumunda rol oynayan en önemli faktördür. Vücudun ağırlık taşıyan bölgeleri basıncın etkilerine daha duyarlıdır. Sırtüstü pozisyonda kuruk sokumu, kalçalar, topuklar ve başın arkası, yüzüstü pozisyonda dizler ve göğüs basınca maruz kalırken, oturur pozisyonda ise vücudun ağırlığını taşıyan kemiklerin çıkıntıları basınç altındadır.

Devamı »

Sedef Hastalığını Tetikleyen Faktörler


Sedef hastalığı çeşitli çevresel faktörlerle özellikle enfeksiyon ve ilaçlarla tetiklenir ya da şiddetlenir.

İlaçlar:Bazı ilaçlar sedef hastalığının tetiklenmesi veya alevlenmesi ile ilişkili bulunmuştur.

Enfeksiyonlar: Enfeksiyonlar sedef hastalığının başlangıcında ve alevlenmesinde tetikleyici faktörler olarak kabul
edilmiştir. Bakteriler, mantarlar, Virüsler önemli birer tetikleyici faktördür.

Alkol ve sigara kullanımı: Hastalığın şiddetini arttırmaktadır.

Devamı »

DİYABETİK AYAK ÜLSERİ

Diyabet hastalarında ayak yarası gelişiminde sinirler önemli bir faktördür. Şeker hastalarının sekizde birinde hayatlarının bir devresinde ayak yarası olur. Bacakların kesilmesi vakalarının neredeyse tamamına yakını şeker hastalığı ile ilişkilidir. Şeker hastalarında görülen en önemli komplikasyon ayak yarasıdır. Tedavisinin maliyeti yüksektir. Önemli bir sakatlık ve ölüm sebebidir.

Devamı »

Akne

Akne vulgaris, bilinen adı ile sivilceler temelde ergenlik dönemimde görülen kıl ve yağ dokusunun bir hastalığıdır. Aknede çoğunlukla ciltte kabartılar, kızarıklıklar, çizgi türü açılmalar görülür. Akne sadece çıktığı alanda kendini sınırlasa da geride bıraktığı izlerle kalıcı problemlere neden olabilmektedir.

Ergenlik döneminde nufusun yüzde 80 gibi önemli bir bölümünü etkiler. 13-19 yaşları arası en sık görüldüğü dönemdir. Bu yaşlardan sonra görülme sıklığı düşmekte ve şikayetler hafiflemektedir. Kadınlarda nadiren 30 yaşına kadar devam edebilir. Ender olarak yenidoğan ve süt çocuklarında, ergenlik öncesi ve orta yaşta da rastlanabilmektedir. Kız çocuklarında sivilce görülmesi adetten bir yıl önce başlar.

Devamı »

Difteri

difteriBoğaz ağrısı, boğazda kabuklanma ve boğulma nedeniyle ölüm Hipokrat’ın yazılarına kadar dayanmaktadır . 2.yy’da Areteus hastalığın Mısır ve Suriye’den geldiğini belirtmiş ve hastalığa “Mısırlı ülseri”, “Süryani ülseri” gibi isimler vermiştir. Ancak hastalığa ilişkin salgınların tanımlanması 16.yy’ı bulmuştur.

Salgınlar 16. yy’da İspanya ve İtalya’da, 17. yy’da Fransa’da meydana gelmiştir. 1700’lerin başında İngiltere’de meydana gelen salgında tüm nüfusun %2,5’u ve tüm çocukların 1/3’ü ölmüştür. 18. ve 19. yy boyunca yaklaşık 25 yıllık aralarla büyük salgınlar tekrar etmiştir. 1821’de Fransa’nın güneyinde gelişen salgına kadar hastalık diğer benzer üst solunum yolu enfeksiyonlarından net olarak ayırt edilememiştir. Bu salgında Pierre Bretonneau ilk kez difterinin klinik özelliklerini tanımlamış ve 1826’da hastalığa Yunanca’da “deri” anlamına gelen “diphtheria” ismini vermiştir. Böylece hastalığın en önemli özelliği olan sert farenjiyal membranı vurgulamıştır. Ancak hastalığın diğer üst solunum yolları enfeksiyonlarından ayrımı 1800’lere kadar tartışılmaya devam etmiştir.

Devamı »

BAZAL HÜCRELİ CİLT KANSERİ

BCCarcinoma
Bazal hücreli kanseri üst derinin temel hücrelerinden veya kıl follikülünün dış kök kılıfından geliştiği düşünülen kötü huylu bir kontrolsüz doku gelişmesidir. Beyaz ırkın en sık görülen kötücül deri tümörüdür. Sıklıkla kronik olarak güneşe maruz kalan deri bölgelerinde görülmektedir. Cerrahi işlem gerektiren, yavaş yayılan bir deri tümörüdür. Metastaz yani sıçramalar nadir görülmektedir ancak yetersiz tedavi edilir ya da tedavisi ihmal edilirse büyüyüp, geniş lokal doku hasarı yapabilmekte, yakın komşuluktaki yaşamsal yapıları tehdit edebilmektedir.

Bazal hücreli kanser görülme sıklığının son 30 yılda dünya çapında % 20–80 oranında arttığı tahmin edilmektedir. Bunun nedeninin bilinçsiz güneşlenme, ozon tabakasının incelmesi ve yaşam süresinin uzaması olabileceği düşünülmektedir. Erkeklerde kadınlara göre biraz daha sık görülmektedir.

Devamı »

Vitiligo

vitiligo
Vitiligo, kozmetik öneme sahip, dış görünüşü oldukça etkileyen, melanositlerin deriden tam olarak açıklanamamış bir şekilde kaybolması nedeniyle oluşan, yamalarla seyreden, doğuştan olmayan, sonradan edinilen bir bozukluktur. Özellikle koyu tenli ırklarda daha belirgindir, hastaların psikolojisinde değişiklikler ve kendini toplumdan soyutlamaya neden olabilir.

Vitiligo için çok sayıda tedavi yöntemi bulunmakta, ancak buna karşın tedavisi en zor olan deri hastalıklarından birisidir. Tedavi yöntemlerinin çoğu, kesin bir iyileşme sağlamamaktadır. Doğumdan kısa bir süre sonra ya da ilerleyen yaşlarda görülmekle birlikte ortalama başlama yaşı 20′dir. Cinsiyetler arasında dağılımda herhangi bir farklılık olmamasına rağmen, dış görünüş ve kozmetik sorunu nedeni ile kadınlar daha çok tedaviye başvurmakta ve bu nedenle kadın hastaların daha çok olduğu görüşü kabul edilmektedir. Oluşumunda genetik faktörlerin büyük etkisi vardır.

Devamı »